Hepimiz paranoyağız! Az veya çok
şüphe içindeyiz.
Herkesin takıntıları bir gün
paranoyaya dönüşebilir. Yaşanan
travmalar paranoya ile seyredebilir.
Kötü bir şey olacak hissini şüphe
doyurabilir. Açıklayalım…
Paranoyanın sözcük anlamı
”başkalarının bize zarar vereceğine
ilişkin gerçekçi olmayan
inançlar”dır. Bu inanç, bir algıdan
bir eyleme kadar uzanabilir. “Beni
sevmiyor mu” inancından “beni
aldatıyor” yargısına kadar uzanan,
ardından takip etmeye ve hatta her
eve geldiğinde karısını soyup
aldatma izini aramaya kadar
gidebilen bir süreçtir.
Bir paranoyak için şüphe duyduğu
inançları onun aşırı değer verdiği
düşünceleridir. O konu kişi için
aşırı değerlenmiştir. Çevrede olup
bitenler, öncelikle aşırı
değerlenmiş düşüncelerin süzgecinden
geçer. Yani bir tür seçici algı
vardır. Kapının önünde oturan
“tipsiz” adam onu öldürmeye gelmiş
olabilir. Aslında adamcağız
arkadaşını bekliyordur. Marketten
dönen bir araba onu takip ediyor
olabilir.
Tüm düşünce ve inançlar “olabilir”
veya “olabilir mi” ihtimali
üzerinden hesaplanır. İhtimaller çok
sayıda olduğu için, stres artar.
Bilinmezlik korkuyu, korku
takıntıyı, takıntı çözümsüzlüğü,
çözümsüzlük ise öfkeyi artırır. Öfke
ise hatayı…
Takıntı ile paranoya kardeştir. Bir
konuya takmadan paranoyak olunmaz.
Takmak da zaten bir düşüncenin aşırı
değerlenmesidir. Ya sevgilisine
takar, ya başörtüsüne veya
patronuna. Bu noktadan sonra onlarla
ilgili herhangi bir olay paranoyak
düşünce sisteminin şalterini açar.
Paranoyak düşünce çarkı döndükçe,
başı döner, yeni şüpheler yaratır.
Her paranoyak için “güvensizlik”
temel duygudur. Kendine ve çevresine
güvensizlik paranoyak çarkın
zeminidir. Kendisine güvenmediği
için herkes ona bir şeyler yapabilir
hale gelir. Ona bir şeyler
yapabilecek çevresi de
güvenilmeyecek bir ortam olarak
damgalanır.
Kendisini beğenmiyorsa kişi,
karısına güvenmez, onun çevresindeki
erkeklere de güvenmez. İş becerisi
yetersizse, patrona güvenmez, ona
laf yetiştirecek arkadaşlarına da!
Güvensizlik temelli kısır döngü,
paranoyak çarkın benzinidir.
Paranoyağın etrafında hep bir şeyler
dönüyordur. Bunlar onun tam anlam
veremediği şeylerdir. Bu nedenle
kapı, telefon dinler. Bunları
dinleyerek kendine olan güvenini
tazeler. Etrafta dönen şeyler, hep
“kötü bir şey olacak hissi” verir.
“Kötü bir şeyler olacak hissi”
aslında “benim kontrolümde değil”
veya “ben kontrol edemiyorum”
kaygısından ibarettir. Domuz gribi
de kötü bir şeydir ama bilmediği
aşılarda da bir oyun vardır diye
düşünür ve kaygılanır kişi…
Bir şeyler kötü gittiğinde stres ve
kaygı artar, paranoya artar.
Paranoya basit haliyle delilik
değil, bir kontrolsüzlük halidir.
Kontrol etmek için takip, takibin
sürebilmesi içinse paranoya gerekir.
Böylece bu döngü hiç bitmez.
Telefon, kapı dinlemek, diş
fırçalamak gibi bir şeydir artık…
Geçmiş travmalar, paranoyaya yol
verir. Geçmişte tacize uğrayanlar,
erkeklerin hepsine potansiyel
tecavüzcü olarak bakar. Geçmişte
darbe yiyenler, her askeri darbeci
zanneder. Her polis işkenceci olur.
Her başörtülü İslam devrimcisidir!
Paranoyak haksız mıdır? Paranoyak
olmanız, haksız olduğunuzu
göstermez. Ama paranoyak olduğunuz
gerçeğini de değiştirmez. Önemli
olan paranoyaya dayanak aldığınız
verilerin gerçekliğidir. Uç bir
örmek verelim. Geceleri yatak
odasının penceresinin açık olmasını
karısının her gece pencereden dışarı
çıkarak başkasıyla birlikte
olduğunun ve kendisini aldattığının
bir işareti olarak değerlendiren
paranoyağın düşünceleri,
“paranoyak”çadır. Karısı belki onu
aldatıyor da olabilir. Ama geceleri
pencereden kaçarak değil de, akşam
eve dönmeden önce!
Paranoyak düşüncelerin öznel olması,
bir paranoyak ile nesnel tartışmayı
imkansız kılar. “Güneş beni takip
ediyor” desem size, güneşin beni
takip etmediğini ispat etmekte
zorlanırsınız. Öznel duyguları
tartışmak beyhudedir. Bazen
siyasette anlaşmazlık da, bu
noktadan başlar.
Paranoyak düşüncenin odağı dönemlere
göre değişebilir. Korku nesnesi
konjonktüre göre biçim alabilir.
Cinler, zındıklar, emperyalistler,
komünistler, polisler, liboşlar,
dinciler, laikler, ulusalcılar,
askerler vb. Sayısını artırabiliriz
bu korku nesnelerinin.
Bir kalabalık ortamda, kendi
yetersizliğinden dolayı yaşadığı
kaygıyı birçok insan sosyal fobi
olarak nitelendirebilir. Bir kısmı
ise kaygısını “orada istenmediği ve
dışlandığı“ düşüncesi ile
taçlandırabilir. Taçlandırabilir
diyorum çünkü böylece kendi
yetersizlikleri ile uğraşmak ve
bunun olumsuz duygusunu yaşamaktan
kurtulur.
Artık sorun ‘ötekiler’dir.
Kendisinin ne olduğu değil,
başkalarının ne yaptığı odaklı bir
düşünce gelişir. Kendini sorgulamaz,
başkalarını sorgular pozisyonuna
geçer. Paranoyaklar böylece birer
megaloman halini alır.
Bir kişinin paranoyak düşüncelere ne
kadar inandığı, bu düşüncelerin
zihnini ne kadar işgal ettiği, onda
ne kadar stres yarattığı ve günlük
yaşamını ne kadar etkilediği
önemlidir. Dünyaya şüphe ile bakmak
entelektüel bir yapıyı gösterebilir.
Ama bu spektrumun son noktası ise
paranoid bozukluk adını verdiğimiz
bir hastalıktır. Spektrumun
neresinde olduğumuz, hastalıkla
normalliği ayırır.
Paranoya geçmiş deneyimlerden ve
muğlak/müphem olaylardan başlar.
Buna duygular yön verir. Bunları
açıklama biçimi ise paranoyayı
şekillendirir. Daha önce sınıf
başkanlığı öğretmeni tarafından
elinden alınan ve tekrar sınıf
başkanı olan bir öğrenci düşünelim.
O gün yaşadığı üzüntü bugün için
başkanlığın her an elinden alınacağı
kaygısını yaşatır. Eğer geçmişte
yaşadığı olayın nedeni olarak
arkadaşlarının öğretmenine bazı
şeyleri ispiyonladığına inanırsa,
yeni dönemde arkadaşlarına şüpheyle
yaklaşmaya başlar.
Paranoyak doğulmaz, paranoyak
olunur. Kimse paranoyak edilemez,
paranoyaklaşır…