“Bir dakika
daha…”. Bir işkolikten
duyabileceğiniz veya en azından
kendi kendine sık sık söylediği bir
söz.
Aslında tüm
bağımlılıklar hep aynı. Tüm
bağımlılıklar da hep “bir dakika
daha” sendromu vardır. İnternet
bağımlısı bir genç “hep bir dakika
daha” diyerek oyun oynar. Bir
alkolik hep “son bir kadeh daha”
der. Bir seks bağımlısı “son bir
porno sitesi daha…” diye kendini
avutur.
Bir işkolik
için de durum aynıdır. Hep bir
dakika fazlasına ihtiyacı vardır.
Hep yapılacak bir iş daha vardır.
Hep tamamlanması gereken bir eksik
vardır.
Peki nedir bu
durumu doğuran. Aslında ne kadar
şikayet etse de bir işkolik işinden
haz alıyordur. Pozitif veya negatif
bir hazdan söz ediyorum. İş
tamamlandıkça veya işi istediği gibi
yaptıkça rahatlama yaşar. İşte bu
pozitif hazdır.
İşin eksik
kaldığı düşüncesi veya hissi onu
rahatsız eder. Bu rahatsızlıktan
kurtulmak için o işi yapar. Yani
acıdan kaçarak haz alır. İşte buna
da negatif haz diyebiliriz. Ama bir
gerçek var! Hazlar mutlak değer
gibidir. Negatif veya pozitif olması
fark etmez. Haz, hazdır.
İşkoliklerin
benzer özellikleri dikkati çeker.
Bunlardan birisi
mükemmeliyetçiliktir. Her şey tam
olsun, eksiksiz olsun isterler. Bir
eksiklik duygusu onları çok rahatsız
eder. Kimisi titiz olur, kimisi
dağınık. Ama mükemmeliyetçilik
değişmez.
Bazı işverenler
onların mükemmeliyetçi olmadığına
inanır. İşkoliklerin kendileri de
bir türlü işi yetiştirememekten
şikayetçidirler. Bir işi
yetiştiremeyen kişi nasıl
mükemmeliyetçi olur? Olur… O kadar
mükemmeliyetçidirler ki, ayrıntılara
takılmaktan sonuca gidemezler.
İş kendilerine
göre iyi oluncaya kadar beklerler.
Bir türlü başlayamazlar. Başlasalar
bile sürekli bir şeylere takılırlar.
“Hop yaptım bitti…” diyemezler ve
diyemedikleri için iş bitmez.
Mükemmeliyetçi
işkolikleri ikiye ayırmak gerekir.
Birinci grup titiz ve detaycıdırlar.
Takıntılı olurlar. Bunlara obsesif
diyoruz. Diğer tip ise narsisistik
mükemmeliyetçilerdir. Onlar
kendilerini beğenir ve severler. İşi
aksatmayı, eksik yapmayı kendilerine
yakıştıramazlar, yediremezler. Bir
şey tam olmadıkça tatmin olmazlar.
Çok çalışmak
işkoliklik midir? İşkolizm nerede
başlıyor? Aslında çok çalışmak
değil, çalışmayı durduramamak
işkolizmdir. Tüm araştırmalar bu
bulguya işaret ediyor.
Bağımlılıktan
söz ederken kimyasal ve davranışsal
bağımlılık olarak ikiye ayırma
eğilimi son yıllarda önem kazandı.
Uyuşturucu veya alkol bağımlılığı
kimyasal bir bağımlılık; kumar,
internet vb ise davranışsal
bağımlılık olarak değerlendiriliyor.
Ama her iki tip
bağımlılıkta da beyinde benzer
bulgular saptanmış durumda. Kimyasal
olarak beyinde yaratılan
değişiklikler bağımlılık yaparken,
davranışsal olarak geliştirdiğimiz
alışkanlıklar sonucu da beyin
değişiyor.
Bunun önemi
nedir? Bazen yanlış olduğunu
bildiğimiz halde bazı
davranışlarımızı sürdürürüz. Çünkü
aslında o davranışı biz değil
beynimiz yürütüyordur. Ve bizim
beynimiz üstünde hakimiyetimiz
bağımlılık yüzünden zayıflamıştır.
Hoşlanmasak da, isteriz…
İşkolizm de
aslında bir davranışsal
bağımlılıktır. Davranışsal
bağımlılıkların tüm özelliklerini
taşır. Zaman içinde giderek yapılan
davranışın süresi artar yani kişi
işini azaltacağına inanır ama
giderek işi daha da artar. Buna
tolerans gelişimi diyoruz.
Kontrol etmekte
güçlük yine sık görülen bir
sorundur. Kişi yaşamında işi kontrol
edemez. Birçok başka alanda iradeli
olduğu halde, iş hayatı kontrol
dışıdır. Ama hep kontrol etmeye
çalışır. Hep bir bahanesi vardır. Ya
birileri fazla iş vermiştir veya
birileri işini az yapmıştır. Sonuçta
o hep fazla çalışır…
Çalışmadığı
zaman kendisini kötü hisseder. Bir
eksiklik duygusu vardır. Bu durum
işten atılma korkusundan ziyade, bir
yoksunluk halidir. Başka şeyler onu
oyalayamaz. Aile ve sosyal hayatı
giderek bozulur. Kendi sağlığı da
olumsuz etkilenmeye başlar.
Zaman içinde
zarar görmesine rağmen yine de bu
davranışlarını değiştiremezler.
Yanlış olduğunu bildiği halde
davranışlarını sürdürürler. Artık
kontrol kendilerinde değil
beyinlerindedir. Tabi burada bütün
suçu beyne atmıyoruz! Ama kişinin
beyniyle mücadele motivasyonu ve
gücü azdır.
İşkoliklerin
bir kısmı işyeri kültürü nedeniyle
işkolikleşirler. İşyerinde sürekli
çalışmak ve çalışmak kültürü varsa,
çalışanları işkolizme sürükler. Sıkı
rekabetin olduğu ortamlarda da
işkolizm gelişme riski yüksektir.
İşyerindeki rol modeller işkolikse,
yeni işkoliklerin yaratılma ihtimali
yüksektir.
Bir işveren
için işkoliklerden oluşmuş bir
işyeri cennet midir, yoksa bir
cehennem mi? İşkolizim zaman içinde
performansı düşürür. Nasıl ki bir
adet çikolata zevk verir ama bir
kilo çikolata insanı kusturursa,
işkolizmde sonuçta zarar getirir. İş
performansının düşmesi yanında
işkolikler de fiziksel hastalık
görülme sıklığı da daha yüksektir.
Köşeye sıkışan
bir kedinin yapabileceği son şey
tırmık atmaktır. Ruhunu çalışarak
köşeye sıkıştıran bir işkoliğin ruhu
dayanamaz ve emosyonel boşalım
gösterir. İşyerinde diğer
çalışanlarla belirgin sorunlar
görülmeye başlar. Öfke patlamaları
özellikle çok sıktır.
Bir arabayı
saatte 200 km hız ile hiç mola
vermeden kaç saat kullanabilirsiniz
ki? Sonunda su kaynatır.
Danışan olarak
gördüğüm işkoliklerin önemli bir
özelliği genelde yorulunca mola
vermeleridir. Halbuki yorulunca mola
vermenin, performansa önemli bir
pozitif katkısı olmadığını
biliyoruz. Yorulmadan ara vermek,
yani belli periyotlarla mola vermek
ise zihne bir tazelenme sağlayacağı
için performansı pozitif etkiler.
İşkoliğin
kendini kontrol etmeyi öğrenmesi
gerekir. Ama öğrenmeye çalışmayı
kontrol etmekten başlamak yerine,
ara vermeyi öğrenmekten başlamak
daha yararlı olmaktadır.
Ama
çalışmayınca ne olacak? Bir işkolik
için en zor sorulardan birisi budur.
Çünkü genelde kendilerini oyalamayı
bilmezler. Daha önceleri bir
hobileri olsa bile, zaman içinde bu
hobilerini unutmuşlardır.
“Nelerden zevk
alırsınız” diye sorduğumda, genelde
bir düşünce kaplar insanları.
Çalışmaktan dolayı zamanla zevk
aldıkları diğer alanları unutmuş
gibidirler. Aslında bu doğru bir
savdır. Çünkü beynimizde haz ve
öğrenme bölgeleri yan yanadır.
Hazları zamanla unutabiliriz. Ama
öğrenebiliriz de!
Bu nedenle zevk
almasa bile kişinin zevk alabileceği
etkinlikleri artırması yararlı
olmaktadır. İlk başta eziyet gibi
zevk alacak etkinlikleri yapanlar,
bir süre sonra zevk almaya
başlamaktadırlar. Unutmayalım ki,
bir davranış en az 3 ayda değişir!
Bir danışanım
öfke kontrolü için başvurmuştu.
İşyeri, eğer öfke kontrolünü
sağlayabilirse genel müdür
olabileceğini kendisine iletmişti.
Ben ondan sadece eskiden sevdiği ama
uzun zamandır yapmadığı halı saha
maçlarına zaman ayırmasını istedim.
O şimdi genel müdür!
İnsan çok
karmaşık bir yaratık. İnsanı sadece
beyniyle anlayamıyorsunuz. Geçmişi
de tek başına yeterli değil. Aile
özellikleri, davranışları veya
çevresi de bize tek başına bilgi
vermiyor. Tüm bunların oluşturduğu
binlerce kombinasyon bize o kişi
hakkında bilgi verebiliyor.
Her işkolik
farklı. Her insanın farklı olduğu
gibi. Davranışları değiştirmek
içinse tek tip bir reçete yok.
Mucize yok. İnsan var…
Kültegin Ögel
Meraklısı için kaynaklar
THOMAS W. H. NG, KELLY L. SORENSEN
AND DANIEL C. FELDMAN Dimensions,
antecedents, and consequences of
workaholism: a conceptual
integration and extension J. Organiz.
Behav. 28, 111–136 (2007)
Taris, T. W., Schaufeli, W. B., &
Verhoeven, L. C. (2005). Workaholism
in the Netherlands: Measurement and
implications for job strain and work-nonwork
conflict. Applied Psychology: An
International Review, 54, 37–60.
Seybold, K. C., & Salomone, P. R.
(1994). Understanding workaholism: A
review of causes and counseling
approaches. Journal of Counseling
and Development, 73, 4–9.
Porter, G. (2001).Workaholic
tendencies and the high potential
for stress among co-workers.
International Journal of Stress
Management, 8, 147–164.