Kimin ruhen hangi yaşta olduğunu kim
bilebiliyor ki? Bulunduğumuz yaş
öyle bir relatif noktadır ki, nereye
yakın olduğumuzu bilmek mümkün
değildir. Kimi zaman bir genç, bir
yaşlıdan ölüme daha yakındır. Bazen
bir genç için yaşanmışlar, bir yaşlı
için yaşanacaklar kadar önem arz
eder.
20-35 yaş arası erkekler genelde
hedeflerin peşinde koşarlar.
Kariyerde üst noktalara, arabaya
sahip olmaya, gücü elde etmeye
uğraşırlar. Bu hedeflerden arasında
çocuk sahibi olmak da varsa, o zaman
bu yaşlar çocuk sahibi olmak için
iyi yaş olara kabul edilebilir.
35'lerinde hayat stabilite kazanır.
Hedeflerin önemli bir kısmına
ulaşılmıştır. Şimdi eksiklikler
giderilecektir. Özellikle duygusal
alandaki eksikliklerin giderilmeye
çalışıldığı dönemdir. Para, güç vs
vardır ama sevgi eksik kalmış
olabilir. İşte bu eksiklik varsa ve
çocuk bu eksikliği giderecekse, bu
yaş çocuk sahibi olmak için ideal
olabilir.
40-45lerde başlayan dönemde ise
“aman allahım ben ne yaptım” veya
“eyvah gençlik treni kaçtı!”
kaygılarının yaşandığı yaşlardır.
Koşturmaktan yaşayamadıklarını
düşünmeye başlar insanlar. Eğer
eksik kalan ve yaşanmamış şey çocuk
ise, o zaman bu yaş çocuk yapmak
için ideal olabilir.
Çocuk yapmanın yaşı değil, hazır
olma duygusu vardır.
Çocuk yapmaya hazır olmak!
Bir çocuğa kimi zaman yirmisinde,
kimi zaman ellisinde hazır oluruz.
Kadınlardan sık duyduğumuz bir
cümledir: “canım çok çocuk
istiyor!”. Nereden icap etti de canı
çok çocuk çekti? Bir yerlerden bir
ses gelir, tam açıklayamadığımız bir
sestir bu, mantığı da yoktur. Ama
canı çeker işte!
Duygularımızdır bu ses.
Anlamlandıramadığımız, tam olarak
açıklayamadığımız bir biçimde bir
şeyleri isteriz. Eğer az bir mantık
süzgecinden başarıyla geçmiş bir
kararı, duygularımız destekliyorsa,
bu karar genelde doğru çıkar. O gün
nedenlerini açıklayamayız ama
zihnimiz arka köşelerinde bizim
haberimiz olmadan hesabını kitabını
yapmış ve kararını vermiştir.
Mantıken “olabilir”i
yakaladığımızda, dönüp duygularımıza
sormak gerek. “Sen ne istiyorsun?”.
İçeriden gelen mantıktan izole
edilmiş ses eğer “istiyorum be…”
diyorsa, mantığın sözü artık orada
geçmez.
Doğruları, iyileri, gerçekleri
topladığımızda çocuk yapma zamanının
kabul edilebilir en alt çizgisini
yakalarsak, kararı duygulara
bırakmak en doğrusudur… Yaşın kaç
olmasının önemi yoktur.
Çocuk yapmak için ideal zaman, ne
zaman?
Aslında idealleri biz yaratırız.
İdeali biz koyarız, sonra da
peşinden koşarız. İdealler yakın
hedefler değildir. Kolay
ulaşılabilir hedefler de ideal
olamaz. İdealler uzak bir yerde,
belki de hiç ulaşılamayacak
olanlardır. “En iyi yaş”ı tanımlamak
kadar, “en iyi baba”yı tanımlamak da
zordur.
İmkansız mükemmellerdir
ideallerimiz.
Hep bir “daha iyisi” vardır. “Daha
iyi” neyse ona ulaşmaya çabalarız. O
zaman bekleriz, bekleriz. En iyisi
olacak diye bekleriz. Halbuki, en
iyisi bizzat “iyisi”dir.
“Araba da alayım o zaman çocuk
yaparım”, “biraz daha ağırlaşayım
öyle çocuk yaparım” gibi ideal zaman
arayışı en iyiye değil, genelde en
kaotiğe götürür bizi. “Kararsızlık”
durağında oyalanırız. Mantık
duyguları kirletir. Mantıksız duygu
olmaz ama duygusuz mantık da olmaz.
Mantığın karar veremediği yerde,
içinizden gelen sese bakın, o
doğruyu söyler!
İdeal baba var mıdır?
İmkansız mükemmellerdir
ideallerimiz…
İyi baba vardır. İdeal baba yoktur.
Babalık yapabilen kişidir “iyi
baba”.
Babasından gördüğünden daha
fazlasını yapandır, “iyi baba”.
“Ben yaptım, sen yapma” demeyen
babadır, “iyi baba”.
Acil durumda her zaman var olandır,
“iyi baba”.
Yöneten değil yönlendirendir, “iyi
baba”.
Tüm bunları yaparken doğal olandır,
“iyi baba”.
Ya zamanında olmazsa?
Gerçekten hazır olmadığınız zaman
çocuğunuz olursa? O zaman doğru
zaman değilse? Aslında zamansız olan
şeyler de bazen zamanlıdır. Belki
zamansız olmuştur ama hiçbir sorun
yaratmaz ve her şey yolunda gider.
Belki bize göre zamanı değildir, ama
aslında “tam zamanıdır”.
Bu nedenle “zamansız” dediğimiz
şeylerin gerçekten “zamansız” olup
olmadığını zaman gösterir. Ön
yargılı yaklaşmak sorunu yaratır.
Gerçekten zamanı değil, yani kişi
baba olmaya hazır değilse o kişiyi
bekleyen eksiklik duygusudur. Hem
hayatını ve planladıklarını tam
olarak gerçekleştirememek, hem de
babalığı tam yapamamak! Bu eksiklik
duygusu yaratır. Eksiklik duygusu
zaman içinde suçluluk duygusuna
dönüşebilir. Baskı altındaysa,
eksiklik duygusu öfkeye dönüşebilir.
Çocuk için bu durum iki ayrı sonuç
doğurabilir. Bazen çocuklar, bunu
normal olarak kabule derler ve
yaşarlar. Başka türünü bilmedikleri
için bu onların normalidir. Eksik de
olsa, çoğu zaman yeterlidir. Bir
diğer grup çocuksa bunu
“sevilmiyorum” duygusuyla
eşleştirir.