ana sayfa | özgeçmis | iletişim       

 

 

Kültegin Ögel  

 

Bilgisiz çözüm olmaz

Son günlerde gazetelerde çıkan haberler sokakta yaşayan çocukları yine gündeme getirdi. Özellikle öne çıkan kapkaç olayları ve bu suçları işleyenlerin 18 yaşından küçük olması sokakta yaşayan çocuklara ilgiyi artırmış görünüyor. Belki bayramın ve buna bağlı haber sıkıntısının da sokakta yaşayan çocuklara ilişkin haberlerdeki artışa önemli bir katkısı vardır. Her ne olursa olsun sorun bir kere gündemimizde. Sokakta yaşayan çocuklar sorununa sık sık eğilmemize rağmen önemli yol kat edemediğimiz de ortada. Aslında bunun en önemli nedenlerden birisinin, sorunu ortaya doğru koyamamaktan kaynaklandığı söylenebilir.

Sokakta yaşayan çocuklara ilişkin gerçek bilimsel araştırmaların olmadığını söylersek, sanırım savımızın ciddiyeti ortaya çıkmış olacaktır. Dikkat edilirse olaya ilişkin bilgiler, Emniyet'e yansıyan olayların dökümü ya da illerden gelen raporların değerlendirilmesinden ibaret. Soruna ilişkin romantik ve edebi söylem niteliğini aşmayan araştırmaların da çözüme katkısının olduğunu söylemek oldukça güç.

Araştırma, araştırmayı politika oluşturmada kullanma kültürümüzün yetersizliği, araştırmaların sadece akademik kariyer amacıyla yapılmasına yol açmaktadır. Halbuki politika oluşturma amacıyla yapılacak araştırmalar, çözüme ilişkin verileri bize sunabilecektir. Sokakta yaşayan çocukları tanımlayacak yeterli araştırmaların bile olmadığını düşünecek olursak, politika geliştirmek için yapılacak araştırmalar konusunda ümitlenmek yersiz midir, bunu bilemiyorum!

Politika oluşturmak

İstanbul başta olmak üzere bazı illerimizde ciddi girişimlerin ve ilerlemelerin olduğu yadsınamaz. Ancak iller bazında yürüyen bu çalışmaların ülke genelinde bir politikaya dönüştüğü söylenemez. Örneğin bu tür sorunları olan bir ilde öncelikle hangi tür kurumlara gereksinim olduğunu saptayan politikalarımız mevcut mudur? Küçük ve büyük illerde sorunun farklı görünümünün olması, farklı yapılanmaları gerektirmektedir.

Bir diğer önemi soru ise, UMATEM diye anılan uçucu madde tedavi merkezlerinin sorunun çözümündeki yeri, sosyal kurumlarla ilişkisidir. Buna ilişkin politikalarımızı belirledik mi acaba? Veya sokakta yaşayan çocuklara hizmet veren kurumların performans kriterlerini oluşturabildik mi? Bu ve buna benzer sorulara ilişkin yanıtlarımız olmadığı sürece, kısıtlı kaynakların israf edilmesi kaçınılmaz olacaktır. Sokakta yaşayan çocuklar sorununa kolaycı ve anlamsız çözümler her dönem gündeme büyüklerimiz(!) tarafından getirilmektedir. Kimi zaman sokak çocukları evlendirilerek kurtarılmakta, kimi zaman ıssız adalarda rehabilite edilmektedirler! Üst düzey kadrolardaki değişimler sonucu, her yeni gelenin ortaya attığı bu tür fikirlerle uğraşmak ve onları ikna etmeye çalışmak bu alanda çalışanlara düşmektedir. Bunun ne kadar büyük bir zaman kaybı olduğunu anlatmaya gerek yok!

Hızlı ve kolay çözüm yok

Soruna ilişkin hızlı ve kolay çözümlerin olmadığını kabullenmek, uzun vadeli politikalar oluşturmak ve sapmadan bunları uygulamaya çalışmak yerine, dünyanın farklı ülkelerinde başarısızlığa uğramış yöntemleri dâhiyane fikirler olarak görüp uygulama alışkanlığından vazgeçmek gerekiyor. Dikkat edilmesi gereken noktalardan birisi, suç işleyen çocuklarla sokakta yaşayan çocukları birbirine karıştırmamak. Sokakta yaşayan çocuklar arasında suç işleme oranı oldukça yüksek olmakla birlikte, özellikle son olaylarda suç işleyen çocukların sokakta yaşamadıkları açık.

Çocukların ve gençlerin daha fazla suç işledikleri aşikâr. Olaya sokak çocukları bağlamında yaklaşmanın tehlikeli ve yanlış olacağına inanıyorum. Suç farklı bir olgu olarak karşımıza dikiliyor. Bunu hafife alamayız. Yarı kentsel alanlardan kente doğru inenler artık sadece sokakta yaşayan çocuklar değil, suçu bir yaşam biçimi haline getiren çocuklar.

Tüm bunları aile yapısının bozulmasına bağlama alışkanlığının da değişmesi gerekli. Aile sorunlarının gerek sokakta yaşayan gerekse suç işleyen çocuklarda yaygın olduğunu yadsıyamayız. Ancak sorunun kökeninde kentleşmenin yattığı bilinmelidir.

Bunlar kentleşmenin acılarıdır. Bozuk kentleşmenin sosyal yansımaları canımızı acıtmaktadır. Kentleşmeye bağlı olarak ailenin çocuk üzerinde kontrolünün azalması, çevrenin kontrolü ele geçirmesi kaçınılmaz. Kentleştikçe hemşerilik zayıflayacak, komşuluk kaybolacak ve aile içi ilişkiler bozulacaktır.

Önemli olan aileyi buna hazırlamak, anne ve babanın sorunla başa çıkacak bilgi ve deneyimle donanmasını sağlamaktır. Sorunu tek başına aile yapısının bozulması olarak almak, veya sadece yoksulluğa bağlamak tuzağına düşmemek için, samimiyetle çok boyutlu düşünme yeteneğini kazanmamız gerekiyor.

Sorunun yapısı

Sokakta yaşayan ve madde kullanan çocuklar sorunu giderek biçim değiştiriyor. Bu alanda çalışanlar değişimi yakından izliyor. Özellikle İstanbul'da mekânı sokak olan çocukların sayısı giderek azalıyor. Çocuklar belki haftanın birkaç gününü sokakta geçiriyor ama daha sonraki günleri de evde geçiriyorlar.

Kent merkezine inenlerin sayısı da azaldı. Daha çok varoşlarda yaşamlarını sürdürüyorlar. Tiner ve yapıştırıcıların da modası geçiyor! Ecstasy krallığını ilan etmek üzere. Gece hayatının süsü olarak İstanbul'a gelen ecstasy artık varoş gençlerinin tercihi oldu. Uyuşturucu ve uyarıcı maddeler artık varoşlarda hızla yayılıyor ve biz sokakta yaşayan madde kullanan çocuk sorununu çözmeye uğraşırken yakında karşımıza varoşlarda bir bağımlılık sorunuyla karşı karşıya kalacağız.

Çok şey yapılabilir. Şu ana kadar da aslında birçok şey yapıldığını söylemek mümkün. Ancak biçim değiştiren bu soruna karşı yeni düşünceler geliştirmek zorundayız. Yarı kentsel alanlara yönelik sosyal desteğin artırılması bunlardan biri olabilir. Doğal olarak bunun olabilmesi için sosyal yatırımlara da samimiyetle inanmamız gerekiyor. Merkezin ve devletin gücünün yanında sivil toplum örgütlerine de inanmalıyız.

Sivil toplum örgütlerini yardım kuruluşu olarak görmek ve devleti desteklemesini beklemek yerine, devletin bu örgütleri desteklemesi alışkanlığı geliştirmeliyiz.

Bu sosyal sorunun yaptığı hamleye karşı bir hamle yapmak yerine, birkaç hamle ötesini planlamanın zamanı geldi...

16.11.2004 tarihinde radikal gazetesinde yayınlanmıştır...

 

 

 

 

SON 0 YORUM Yorum Gönder