ana sayfa

| iletişim | eski ogelk.net |
Ara  
 

 
Ana Sayfa  » Herkes için... » Not Defteri » Tutkulu Bağlılıklar PAYLAŞ  

Tutkulu Bağlılıklar

 

Her insanın yaşamında bağlılıklar vardır. Psikososyal gelişim evrelerinin ilk dönemlerinde gelişen bağlanma biçimleri ve sorunları, insan yaşamında belirleyici olabilmektedir. Bağlılıkların tutkuyla bulaşması ve benlik sınırlarının kaybı, farklı bir boyut kazanmasına yol açmakta ve bağımlılığı yaratmaktadır. Bağımlılık morbid bir durumdur. Medikal modele göre bir hastalıktır. Morbid olmayan ve tutkuyla karışmış durumları ise “tutkulu bağlılık” olarak adlandırmak doğru olacaktır. Örneğin bir De Clerambault sendromu ile yaşamını tümüyle bir başkasına bağlayan, psikososyal işlevleri olumsuz yönde etkilenen, yanlış olduğunu bilmesine rağmen kendini bundan alıkoyamayan bir aşık arasında fark vardır. Benzer bir örneği psikoaktif madde kullanıcıları için de verebiliriz.

İnsanlar nelere tutkuyla bağlanabilir? İnternete, işe, sigaraya, alkole ya da diğer psikoaktif maddelere, yakınlaına, karşı cinse, kısaca herşeye... Her insan yaşamının bir döneminde tutkulu bir bağlılık yaşayabilir. Tutkulu bağlılıkların temelde örtüşen bazı özellikleri vardır. Bunlar arasında kompulsivite, kimi zaman masohizm, özdeşleşme, idealleştirme sayılabilir. Bunlar öznel duygulardır. Empati yapmak güç olabilir. Kimi zaman re4altienen belirli oranda kaybı gözlenebilir. Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde çok daha aşağılarda yer alan gereksinimlerin bir sonucu olarak düşündüğümüzde, bağlılığın sonlanmasının ne kadar katastrofik olabileceğini görebiliriz. Bir yaşam biçimi olarak benimsenebilir ve sosyal izolasyona kadar varabilir. Kişiyi ikna etmek değil, önce anlamak gereklidir. Bu tür bağlılıklar üstüne literatürde görece az çalışma vardır. Halbuki, görülme sıklığı düşük değildir ve sıklıkla bu sorun günlük pratiklerimize yansımaktadır.

Bağlılık duygusu insanca bir ihtiyaçtır. Yaşamımızın çeşitli kesimlerine kimi zaman tümünde hissederiz. Bağlılık daha çok bir yakınlık ve sevgi duygusu olarak açıklanabilir. Bağlılıkta kişisel özgürlük sınırlarımız belirlidir. İnsan kendini bağlı hissedebilir, ancak bu duygu insanın bağlı olduğu nesne ya da kişi olmadığı zaman yaşamımızı devam ettirmeye engel oluşturmaz.

Türk Dil Kurumu Sözlüğüne göre bağımlılık, “Başka bir şeyin ya da kimsenin istemine gücüne ya da yardımına bağlı olan, özgürlüğü, özerkliği olmayan, tabii” olarak tanımlanmaktadır. Bağımlılık, gereksinim duyulan kişi ve nesnelere bağlılığın ötesinde, varoluşumuzun devamı için mutlak ve vazgeçilmez olma duygusudur. Bağımlılık, bağlılığın sürekliliğini sağlamak amacıyla oluşan bir garanti, bir güvence, farkına varmadan, bağlılığın içine yuvalanan vazgeçilmesi zor alışkanlıklardır. Tekrarlar insana güvence ve değişmezlik duygusu sağlar. Herşey yerli yerinde ve bir düzen içindedir. Bu düzene insan alışabilir ve her ne pahasına olursa olsun bu düzeni sürdürmek isteyebilir.

Bağımlılık morbid bir durumdur. Yani medikal modele göre aslında bağımlılık bir hastalıktır. Bağımlılıkta bireysel özgürlük sınırları yoktur.  Bağlı olunan nesne ya da kişi yoksa, o zaman kişinin yaşamını özgürce sürdürmesine imkan yoktur. Bağımlılıkta çaresizlik ve mutsuzluk en egemen iki duygudur. Bağımlılık gereksinimleri nelerdir. Sevgi, şefkat, korunma, güven beslenme, sıcaklık gibi gereksinimler, bağımlılık gereksinimleridir.

Bağımlı yaşanan ilişkilerde, bağlı hissetmenin yarattığı engellerden dolayı oluşan çaresizlik, zaman içinde öfkeye dönüşür. Günün yeknesaklığı, geliştirici özelliklerin olmayışı, tatminsizlik, yılgınlık, sıkıntı sıktır. Yaşamlarını bağımlı geçiren kişilerde sokağa çıkmama, fobiler, panik ataklar sık görülür.

Alışkanlık, otomatik bir yaşamdır. Alışkanlık kararsızlığı ve yaşamla mücadele gereksinimini azaltır. Günlük yaşamımızı rahatlatan tekrarlar, beraberlerinde  yerleşik düzenin bildik, aşina güvencesini ve vazgeçilmez konforunu da getirir. Alışkanlıklarımızı gerçekleştirmeye çalıştığımızda engellendiğinde, huzursuzluk yaşanmaya başladığı noktanın alışkanlığın bağımlılığa döndüğü nokta olabilir

Maslow’un kendini gerçekleştirme teorisi

 

Maslow’a göre insan ihtiyaçları, birbirini tamamlayan hiyerarşik bir gelişme düzeni içinde belirir. Bir ihtiyacın belirlenmesi, ondan bir önce yer alan ihtiyacın tatmin edilmesiyle mümkündür. Bir önceki ihtiyaç tatmin edilmeden bir sonraki ihtiyaç gerçekleştirilemez. Maslow’a göre hiyerarşik düzende sıra aşağıdaki biçimdedir.

  1. Temel ihtiyaçlar: Yemek yemek, su içmek, cinsellik gibi fizyolojik ihtiyaçlar.
  2. Güvenlik ihtiyacı: Acı ya da korku durumlarından uzak olma, değişmezlik, bağımlılık korunma, düzen, kanun gibi ihtiyaçlar.
  3. Sevgi ve yakınlık, ait olma ihtiyacı: İnsanın sevebileceği ve güven duyabileceği insana olan ihtiyacıdır.
  4. Saygı ve itibar ihtiyacı: Kişinin kendine olan saygısı ve başkalarının gözündeki itibarıdır. Üç, başarı, yeterlilik, özgürlük, prestij, ün, şöhret, statü gibi ihtiyaçlardır.
  5. Kendini gerçekleştirme ihtiyacı: Kişinin varolan potansiyel ve enerjisini tümüyle  yaşama geçirmektir.

Bağımlılık, güvenlik ihtiyacının bir göstergesidir. Bu ihtiyaç giderildikten sonra diğerleri gündeme gelir. Bu nedenle bağımlı insanlar için sevmek kimi zaman önemli olmayabilir. Saygı, itibar beklemez veya gururlarını önemsemezler. Bağımlı oldukları maddeyi ele geçirmek önceliklidir.

Yetişkin aşkı

Yetişkin aşkı, içsel saldırganlığın hoşgörüye dönüştüğü, ötekine karşı derin bir özdeşlemenin ve bağlılığın yaşandığı bir aşktır. Aşk ideal benlik bir durumudur ve bu haliyle benliği zenginleştirir. Romantik gençlik aşkıyla yetişkin aşk arasındaki bağı yetişkin aşkının bir işlevi olan idealleştirme kurar. Yansıtılan egonun idealidir.

İlk önce aşık olunan kişinin bedeni sonra kişiliği idealleştirilir. Sonra aşık olunan kişinin etik, kültürel ve estetik değerleri idealleştirilir. Artık sevgi doğmuştur. Sevgi duyabilmek, aşk ve saldırganlığı bütünleştirme kapasitesinin bir göstergesidir.

Tutku, benliğin sınırlarını geçmeyi ifade eder. Tutkuda benliğin zamana ait sınırları aşılır ve yeni yaratılmış bir dünyaya geçilir. Kişi kendi benliğini aşarak karşındakinin benliği ile tutkulu birlik oluşturur. Kendi benliğinin başkasıyla özdeşleşmesi ve kendi benlik sınırlarının kaybolması kişiyi korkutmaz. Yaşanan aşık olunanla bir olma duygusudur. Aksine her iki benliğin birlikteliği, bireysel varoluşa ve hatta ölüme meydan okumaktır. İdeal ötekiyle birleşen iki benlik ölümün karşısında dimdik durur. Ama işte tam bu nedenledir ki, ayrılık ölümdür. Ayrılık kişiye ölümü yaşatır.

Aşk ambivalan bir duygudur. Aşkın çelişkili bir doğası vardır. Kişi hem aşık olduğu ile bütünleşir, hem de onun elde edilemez bilincinin farkına varır. Aşk karşıdaki kişinin özgürlüğünü ortaya koyar. Aşık olunan kişinin elde edilemezliği ondan korkulmasına ve hatta nefret duygusunun yaşanmasına yol açar. Aşk bebeklik ve çocukluk ideallerimizin yansıtılmasıysa, bir süre sonra o döneme ait ilksel saldırganlık duygularının da yaşanmaya başlanması kaçınılmaz olacaktır.

Gençlik döneminde erkeklerde kadınları aşağılama davranışı, kızlarda ise erkeğin saldırgan olacağı korkusu hakimdir. Yetişkin döneminde kişi bu duygularından sıyrılır. Kişi artık aşk, cinsellik ve sevgide almayı değil, artık bunları vermeyi de öğrenmiştir. Artık aşık olunan kişiyle bir özdeşlik kapasitesine sahip olunmuştur. Saldırgan duygular, her ilişkinin temelinde vardır. Cinselliğe haz katan, cinselliği monotonluktan koruyan da budur. Süper ego saldırganlığı yumuşatır ve sorumluluk ve ilgi duymaya çevirir.

Kişi aşık olurken karşındakinden bilinçli beklentileri vardır. Ama belirleyen bilinçdışı istek ve korkulardır. Kişinin uğruna savaştığı ideallerine uygun bir eş seçimi,  aşkın temeli olan idealleştirmenin başarıyla gerçekleşmesini sağlar. İşte bunun gerçekleşmesi, ötekine bağlanmayı ve bağlılığı artıran bir etken olacaktır.

Bütün insan ilişkileri bitmeye yazgılıdır. Kaybetme, terk edilme ve ölüm tehdidi aşk ne kadar derinse o kadar büyüktür. Bunun ayrımında olmak da aşkı derinleştirir. Otto Kernberg

Karşılıksız aşklarda kimi zaman mazoşisttik eğilimler dikkati çeker. Elde edilemez ve hayal kırıklığı yaratması aşikar olan kişilere aşık olunmuştur. Bu kişilerde gerçek dışı, çocuksu idealleştirmeler çok belirgindir. Aşkın karşılıksız olduğu dönemde aşkın şiddetlenmesi ise çok sıktır. Bu tür ilişkiler ödipal dönemin anne ya da babaya duyulan ulaşılmazlığı belirgin olan ilişki yapısını barındırır.

Ümitsiz aşk aşırı idealleştirmedir. Aşırılık engellenmeyi getirir. Engellenme mazoşisttik duyguların tatminidir. Karşıdakine duyulan saldırganlık kadar, kendine karşı yaşanan saldırgan duygular da aşkın ambivalan doğasını dürter, uyarır ve aşkı azdırır.  Karşılıksız aşk, aşkı azaltmaz güçlendirir.

BU KALP SENİ UNUTUR MU?

Aşk kalbin içinde midir? Kalbin içine yuvalanmış, orada saklanmış mıdır? Ve uyarıldığında ortaya çıkar, kalbe yaşatmadığı çarpıntıları ve dalgaları mı yaşatır. Yoksa, kalp mi aşkın içinde saklıdır. Aşk ortaya çıkınca koşuşturmaya başlar, eli ayağı birbirine karışır. Aşk kişinin varolduğunu hissettirir. Aşk, ölüme meydan okumaktır. Kalp, ölümün düşmanıdır. Kalp, yaşamaktır. Aşklar kalpsiz olamaz. Kalp de aşksız....

Aşk kahırlı bir mutluluktur ya da mutlu bir kahır

Kadınlarla erkeklerin bazen birbirine denk gelen tutkularıdır.

Savaş da aşk gibidir. Yüz yüze gelmek gerekir.

Aşk mı savaş mı bir kumardır daha çok? Hangisinde kaybedenlerin sayısı daha fazlaysa, elbette o...

Çetin Altan, Sabah, 14 şubat 1998

Aşk üstüne konuşmak çok kolaydır. İsterseniz saatlerce aşk üstüne konuşabilirsiniz. Herkes aşk üstüne konuşacak bir şeyleri vardır. Belki yaşamıştır, belki düşünmüştür.

Özdeşleşme

Filmler hayatımızı anlatır. Ya da hayatımız da bir film gibidir. Bir film seyrederken beyazperdenin ya da beyaz camın içinden birisini seçeriz. Genellikle bu filmin kahramanıdır. Onun yerine olayları biz yaşamaya başlarız. Kendimizi onun yerine koyarız. Onun üzüntüleri bizi de üzer. Onun yaşadıklarına sevinir, acıyı çekeriz. Koltukta oturan olmaktan çıkar, karelerin içinde yer alan role bürünürüz. Onu seyretmeyiz. Biz ‘o’ oluruz. Ya da ‘o’ bizdir artık.

Ama seçtiğimiz kişinin filmin kahramanı olması da şart değildir. Bize uygun olanı seçeriz. O dönem iç dünyamızda ne yaşıyorsak, ona uygun birini seçeriz. İdealleştiririz bir anlamda. Onun eksiklikleri değildir önemli olan. Büründüğü ana roldür. Ya da bizim büründürdüğümüz.

İşte filmlerde özdeşleştiğimiz karakterler gibidir aşklarımız da.

Sonunu bilmek yolu değiştirmiyor...

Bazen sonunu bildiğimiz bir filmi de seyrederiz. Hem de oldukça keyif alarak. Kovboy şehre gelmiştir. Büyük bir silahşördür ama silahı bırakmıştır. Ancak kötü adamlar onun peşini bırakmaz ve sonunda  silahını kullanır. Ya da iki polis birbiriyle anlaşamamaktadırlar. Sürekli kavga ederler. Ancak kötülerle savaşların da hep başarıyla çıkarlar ve sonunda birbirlerini de severler.

Burada önemli olan kötüye karşı verilen savaş değildir. Önemli olan filmin sonunu bilmemize, hatta filmin her adımını bilmemize rağmen kendimizi seyretmekten alıkoyamayız. Seyrederken keyfimize de diyecek yoktur. Bittiğinde fazla bir şey kalmaz aklımızda. Kimi zaman “bu filmi niye seyrettim ki!” diye içimizden de geçiririz.

Filmin sonunu bilmek bizi o filmi seyretmekten alıkoymaz.  Bile, bile yaparız. Aşklarımız da böyledir. Biteceğini bile, bile yaşarız. Olmayacağını bile, bile peşinde koşarız. Hiçbir umut olmasa bile, aşkımızı unutmayız. Kumar oynarken kaybedeceğini bilir herkes. Ama o koku, o ses kumardan alıkoymaz kişiyi. Oynarken hazzını alır. Ya da sigarayı bıraktıktan bir yıl sonra tekrar ilk sigarayı ağzına götürdüğünde. Yeniden başlayacağını bilir. Ama bir daha bir daha dener ve bildik sona “merhaba” denir.

Roller coaster’a bindiniz mi? Hani şu arabalar. Önce yavaş, yavaş yükselen sonra hızla aşağılara düşen. Hızla raylarda yol alan, bir düşen bir çıkan. Hiçbir şey olmayacağını biliriz sonunda. Sağ salim ayağımızı yere basma şansımız %99.999. ama bildiğimiz bir şey daha vardır. Heyecan duyacağımız. Adrenalin patlaması yaşayacağımız. Haz alacağımız. Gariptir, araba hızla düşerken bas bağırır, çığlık atar insanlar. Hazzın doruğa çıkışının sesidir bu.

Bilmek yetmez bazen. Mantık yetmez. Akıl yetmez.

Tutkulu bağlılıkların ortak özellikleri

Tutkulu bağlılıkların ortak özellikleri şunlardır:

  1. Kişi yanlış olduğunu bilir ama gene de yapar ya da yaşar (kompulsivite).
  2. Masohizm hakimdir. Kişi kendini yok etmeye çalışır. Bir tür intihar gibidir.
  3. Tümüyle adanmışlık gözlenir
  4. Yaşam biçimidir.
  5. Benlik sınırları yok olmuştur. Özdeşleşme vardır.
  6. Aşırı değerlenmiş bir düşünce halindedir. Devalüe ettiği zaman bağlılık biter.
  7. Kavuşamazlık ve erişilmezlik
  8. İdealleştirme
  9. Realitenin kaybı
  10. Acıdan kaçınma. Ayrılık ölümdür.
  11. Haz hakimdir
  12. Özneldir
  13. Aşkınlık halidir.
  14. Toplumdan dışlanmışlık

Öznellik

Tutkulu bağlılık özneldir, anlatılamaz, tarif edilemez. Başkası tarafından anlaşılamaz, empati kurulamaz ve tanımlanamaz.

Dışlanma

Kişi madde kullandığı için toplumdan dışlanır. Ya da sevgilisinden ve imkansız aşkından o kadar çok söz etmiş, ama bir adım bile ilerlememiştir ki, insanlar onu dinlemekten hoşlanmazlar, hatta kaçmaya başlarlar. Kişi o konudan söz etmediği zaman arkadaş grubu içinde bir yeri vardır. Halbuki onun da söz etmek istediği tek şey aşkıdır.

Bu dışlanmayı gidermek için kişi bu sorunla baş etmeyi öğrenmek zorundadır. Bu durum kişiyi çevreden koparır ve egonun ide karşı olan otonomisini azaltır. Böylece idin istekleri daha çok su yüzüne çıkar. Dürtüler davranışlara hakim olur. İlkel dürtülerin hizmetine giren egonun nesnel realiteyi algılama gücü zayıflamıştır.

İlkel dürtülerin hakimiyeti hem gerçeğin kaybına, hem de kompulsiviteye yol açar.

Gerçeğin kaybı

Kişi gerçeği değerlendiremez. Nedenleri ve sonuçları açıklayamaz. Dürtüsel davranır. Gerçek değildir. Gerçeği insan yaratır ve kendisi yok eder. Kişi madde kullandığı zaman ya da aşık olduğu zaman gerçek yiter. Ama insan gerçeği test etme merakındadır. Gerçeğin olduğu yerde acı da vardır. Acıdan kaçmak aslında gerçekten kaçmaktır. Acıdan kaçarak insan gerçek üstünü yakalar.

Objektif realite ile fantezi ya da majik görüş arasındaki fark kalkmıştır. Öyle bir şey olacaktır ki, o maddeyi bırakacaktır, ya da bir araya geleceklerdir. Hep birileri ya da bir şeyler engeldir. Annesi şöyle yapsa bırakacaktır, ya da babası dese sevgilisi ona dönecektir.

Burada psikanalitik görüş, bilişsel davranışçı teori ile harman edilerek, bulgular tanımlayıcı (deskriptif) bakış açısıyla sunulmaktadır. Bağımlılık sözcüğü daha çok medikal bakış açısını temsil eden bir sözcüktür. Her bağımlılığın içinde muhakkak bir tutku vardır. Her tutku ise bir bağımlılık olamaz, en azından medikal modele uymayabilir. Ancak her ikisinin birer kardeş olduğu da su götürmez bir gerçektir.

Kullanılan savunma mekanizmaları hep aynıdır. Projeksiyon, introjeksiyon, inkar ve represyon. Peele bağımlılığı şöyle açıklamaktadır: “Kişinin bir duyguya, bir nesneye ya da bir diğer insana bağlılığı, kendisinin ve çevresindeki diğer şeylerin değerini ya da onlarla başa çıkma yetisini öyle azaltır ki, kişi buna yaşamındaki tek ödül olarak giderek bağlanır.” Cummings ise “bağımlılığın kişinin ağzına bir şey koymaktan öte, yaşam biçimini belirleyen bir davranışlar topluluğu” olarak açıklar.

Acıdan kaçınma

Bağımlılık bir tür acıdan kaçınma davranışıdır. Jacobs kişinin bağımlı olduğu nesneden kopamamasını fobik bir korku olarak nitelemektedir. Gerçekten de kişi maddeyi bıraktığı zaman fiziksel büyük bir acı yaşayacaktır. Ancak onun da ötesinde bildiği tüm hazları terk etmek zorundadır.

Hazların yanında yaşam biçiminin de terk edilmesi gerek şarttır. Sevgilinin bildiği tek şey aşkını yaşamaktır. Onu bırakmayı kabullendiği zaman, ya da bir başka deyişle gerçeğe döndüğü zaman ona haz veren hiçbir şey kalmayacaktır. Tüm bunları kabullenmek kişi için katastrofik bir durumdur.

Son söz…

özledim seni düştüm yollara
açtım gönlümü rüzgarına
bir hayaldi sanki bir macera
yıkıldım kelimeler paramparça
yandım, yandım, ah ki ne yandım
bana yeniden şarkılar söyleten kadın
baka baka doyamadım hem kokladım da
sarhoşluğu geçmedi hala içimde sevdan
hala hoş bir havan var ne güzel adın
bir çizik attın gönlüme kanattın
yandım, yandım, ah ki ne yandım
bana yeniden şarkılar söyleten kadın
baka baka doyamadım hem kokladım da
sarhoşluğu geçmedi hala içimde sevdan
seni görebildiğim yer rüyalar artık
deli diyorlar bana ah bu ayrılık

İstanbul, 2003

 

 
 

Kişisel

Herkes için...

Akademik

web siteleri