ana sayfa

| iletişim | eski ogelk.net |
Ara  
 

 
Ana Sayfa  » Herkes için... » Not Defteri » Sinemada uyuşturucu var! PAYLAŞ  

Sinemada uyuşturucu var!

 

Sinemada uyuşturucu sık kullanılır!

Uyuşturucu da bir tutkudur. Her tutku gibi kişiye haz verir. Haz arayışı madde kullanımını sürdüren davranışı körükler. Tüm korkulara, istenmeyen etkilere ve hatta bağımlılık riskine karşın kişi maddeyi kullanır. Aslında artık başka bir dünyanın, yasak bir yaşamın içine girmiştir. Yeni yaşam kendi kültürünü de beraberinde getirir. Şiddet, yalan, acı, acil haz, hızlı ölüm. “Mal”ların çeşitliliği çekici güçtür. Tatları, etkileri, fiyatları, kökenleri farklıdır. Paranız varsa, gizli marketlerden istediğinizi seçersiniz. Sonunda olabilecekler umurunuzda değildir. Yöneticiniz mantık değil, artık üç yeni kavramdır: haz, risk ve rahatlamak. Yaşamı teğet geçmek için tehlikeli bir araçla oynar kişi. İğreti durduğunu hissettiği yaşamın üstünde dans eder.

 

Farklı, uç hayatlar hep sıradan insanların dikkatini çekmiştir. Bağımlı karakterlerin durumları, yaşam tarzları ve bağımlı kişilerin yaşadıkları sıkıntılar sinema için çekicidir. Sokakta karşılaştıkları zaman kaçtıkları uyuşturucu kullanıcılarının hayatları sinemada insanlara çekici gelmektedir. Temelde sinema insanı anlatır ve insan hayatını yüzyıllar boyunca etkilemiş bir maddenin sinemaya konu olmaması düşünülemez.

 

Uyuşturucunun algı dönüştürme özellikleri, görsel imkanlarını kullanmakta büyük bir imkan sunduğu için yönetmenler içinde uyuşturucuyu kullanmak (tabi ki filmlerde!) ilginçtir. Birçok yönetmen bu konuda hem toplumu sorgulayan hem sektörü sorgulayan sayısız film yapmıştır.

 

Filmlerde uyuşturucunun geçmesi çok sıktır. Uyuşturucuyu tema olarak ela alan film sayısı da oldukça yüksektir. 1996-97 yılları arasında yapılan bir çalışmada 200 popüler film izlenmiş ve bu filmlerin %90’ınında sigara, alkol ve madde kullanımı olduğu saptanmıştır.

 

Uyuşturucu, sinemada aşktan sonra en çok işlenen tutku konusudur...

 

Sinema uyuşturucuyu sever

 

1955 yılında The Man With The Golden Arm  (Altın Kollu Adam) o dönem için madde kullanımına ciddiyetle yaklaşan bir film olmuştur. Bu filmde Sinatra eroinden kurtulmaya çalışan Frankie rolünü oynamıştır.

 

1968 yılında William Burroughs imzalı ve yine uyuşturucu eksenli roman Naked Lunch (Çıplak Şölen) ise ancak yıllar sonra perdeye gelme imkanı buldu. David Cronenberg imzalı Çıplak Şölen'inin kahramanı, böcek ilaçlayıcı Bill Lee’ dir. Böcekler için kullandığı tozun müptelası olur. Bu ilacın etkisinde dev böceklerin idare ettiği alternatif bir evrenin hayalinin içine girer.

 

Hunter S. Thompson'ın otobiyografik özellikler taşıyan romanı Fear and Loathing in Las Vegas’ ta (Las Vegas’ta korku ve nefret) yönetmen Terry Gilliam tarafından sinemaya aktarılmıştır. Uyuşturucu etkisi altında Las Vegas'a doğru yola çıkan iki kahramanı Johnny Depp ve Benicio Del Toro canlandırmıştır. Johnny Depp'in filmografisinde uyuşturucuyla ilgili rol aldığı başka filmlerde bulunmaktır. Blow'da (Beyaz Şeytan) uyuşturucu kaçakçısını canlandırmıştır.

 

The Basketball Diaries (Günlük) Jim Carroll'ın otobiyografisinden uyarlanarak beyaz perdeye aktarılmıştır. Filmde basketbol yıldızı adayı genç Jim, gitgide uyuşturucu kullanmaya başlamakta ve durum alışkanlığına dönmektedir. Günlük'ün bağımlı kahramanı Leonardo Di Caprio tarafından canlandırılmıştır.

 

Türkiye’ de ise Halit Refiğ, Beyaz Ölüm'le uyuşturucu madde ve bu düzenin kurbanları olan

gençlik dünyasını beyaz perdeye aktarmıştır. Özellikle 80’ li yıllarda Damga, Kayıp Kızlar , Tele Kızlar, Kıskıvrak, Kahreden Gençlik ve Kanun Adamı gibi uyuşturucu ile ilgili filmler çevrilmiştir. Daha sonraki yıllarda. Filler ve Çimen, Tabutta Rövaşata, Gemide, Ağır Roman, Duvara Karşı, Kısa ve Acısız, Temmuzda, Şans Kapıyı Kırınca, Kebab Connection, O Şimdi Mahkum gibi filmlerde uyuşturucu kullanımı karşımıza çıkmaktadır.

 

İlk dönemlerde daha çok uyuşturucu kullanıp kötü yola düşen gençler ve gençleri uyuşturucuya alıştırmak isteyen mafya anlatılmıştır. Uyuşturucu ile birlikte kullanılan malzemeler renkli sahne ışıkları, gençlerin çılgınca dans ettiği partiler ve seks konu olmuştur. İlerleyen dönemlerde değişen sinema anlayışı sayesinde uyuşturucu konusuna değinen daha gerçekçi konuya daha hakim filmler yapılmıştır.

 

Son dönem yönetmenlerinden Serdar Akar “Gemide” ve “Barda” adlı filmleriyle, Derviş Zaim “Tabutta Rövaşata” filmiyle uyuşturucu meselesine kendi bakış açılarıyla değinmişlerdir. Her iki yönetmen de aslında bu sorunu sorun olarak yaşayan insanların daha çok varoş kesime ait olduklarını anlatmaya çalışmışlardır. Bu insanların uyuşturucuyu içinde bulundukları kötü koşullardan kaçıp sığınacakları bir liman olarak görmelerini, buna karşılık sosyoekonomik olarak üst seviyede bulunan insanların ise uyuşturucuya daha çok eğlence aracı ya da içlerindeki yalnızlaşma ve tatmin duygusunu bastırmaya yardımcı olarak baktıklarını vurgulamışlardır.

 

Sinema, toplum ve uyuşturucu beraber büyürler

 

Uyuşturucu konusu, başlangıçtan beri sinemanın dikkatini hep çekmiştir. 1894 yılında ilk olarak “Opium Joint” adlı filmde uyuşturucu temasının işlendiği görüyoruz. Madde kullanımının diğer erken örneklerinden biri 1906 yılında Victorin Jasset tarafından çekilen Les Reves d’un Fumeur d’Opium’ dur (The Opium Smokers Dreams).

 

Sonraki yıllarda özellikle gençlik filmlerinde uyuşturucu konusu işlenmeye başlamıştır. 1970 yıllarda sadece esrar ve alkol kullanımına yer veren sinema, özellikle 1980’ li yıllarda alkol ve uyuşturucu kullanımı daha sık kullanmaya başlamıştır. 1990’ lı yıllardan sonrada alkol ve her türlü uyuşturucu maddenin (esrar, kokain, eroin, haplar vs.) daha fazla kullanıldığı görmekteyiz. Her dönemde kullanılan uyuşturucular değişiklik göstermektedir. Bu da o dönemin filmlerine yansımaktadır.

 

İlk dönemlerde uyuşturucu kullanıcıları birer tehlikeli kişi olarak ele alınırken, 1980’lerden sonra bağımlılığın bir hastalık olarak görülmesiyle birlikte, sinemada da uyuşturucu kullanıcılarına olan yaklaşım daha insani bir hal almıştır.

 

Türk filmlerine baktığımızda özellikle 1980’ li yıllarda uyuşturucu kullanımını beyazperdeye yansımıştır.

 

Filmlerde uyuşturucu miktarı farklıdır

 

Bazı filmler sadece uyuşturucuya odaklanır. Örneğin Trainspotting, Requiem For Dream gibi. Tüm konu uyuşturucu çerçevesinde döner. Bun filmlerin önemli bir kısmının mesaj kaygısı vardır. En azından filmin sonunda uyuşturucunun kötülüklerine değinilmeden geçilmez. Trainspotting filminde ise daha nötr bir yaklaşım dikkati çeker. Bu filmde daha çok “yiyorsa” kullan gibi bir mesaj halimdir. Filmin kahramanı Renton der ki: “

 

Bazı filmler ise bir ders niteliğinde hazırlanmaktadır. Amaçları insanların uyuşturucu kullanmasını önlemektir. Mesaj kaygısından ziyade, önleme (prevention) amaçlanmaktadır. Ancak bu tür filmlerin ters tepki yarattığı da bir gerçektir.

 

Amerikalı gençleri esrardan uzak tutmak amacıyla yapılan 1936 tarihli Reefer Madness filmi, hedeflediğinin tam tersi bir etki yaratmıştır. İçindeki abartılı ve gerçekçi olmayan sahneler, insanları sadece güldürmüştür. 2005 yılında “Reefer Madness: The Movie Musical (Duman Çılgınlığı)” isimli alaycı bir müzikal komediye esin kaynağı da olmuştur.

 

Bir grup filmde uyuşturucu ikinci roldedir. Olayın örgüsü başka bir konu üstüne kurulmakla beraber, uyuşturucu film boyunca kullanılır. Örneğin Easy Rider filminde yol boyunca biraz uyuşturucu, biraz alkol, biraz da sigara konuya eşlik eder.

 

Uyuşturucunun etkilerinden kurtulma yolları da filmlerin konusu olabilir. Trainspotting filminde bağımlı kişinin kendini eve kapatarak maddeden kurtulmaya çalışması ve başarısız olmasına değinilmiştir Aslında filmlerin bu tür başarısızlıkları da göstermesi madde kullanımının tek başına bırakılmasının ne kadar güç olduğunu vurgulamakta ve işe yaramayan yöntemleri göstermektedir. 28 gün filmi bağımlı bir kişinin tedavisini ve arınma sürecini en iyi anlatan filmlerden biridir.

 

Uyuşturucu bağımlıları sinemada…

 

Sinemanın uyuşturucu kullanıcılarını belli kalıplara oturtur. Bu kalıpları kullanır durur.

 

Trajik kahramanlar: Bu tipler uyuşturucuyla başı dertte olan ama iyi karakterlerdir. Uyuşturucuya karşı bir savaş vermektedirler. Bu savaşı aynı zamanda uymakta zorluk çektikleri konformist toplumun acımasız normlarına karşı da yürütmektedirler. Buna örnek olarak Mike Figgis ‘in Leaving Las Vegas (1995), Gus Van Saint’in Drugstore Cowboy (1989) veya Alex Cox ‘un Sid and Nancy (1986) filmi verilebilir.

 

İsyankar ruhlar: Burada bağımlılar toplumun normlarına uymayan uyuşturucu madde kullanıcılarıdır. Bu filmlerde genelde uyuşturucu madde kullanımı normalize edilir. Bu kişilerin aslında kimseye zararı yoktur. Ama toplum, elinde normlarıyla onların üstüne gelmektedir. Buna örnek olarak Justin Kerrigan’ın Human Traffic (1999), Henry Koster’ın Harvey (1950) filmi verilebilir.

 

Şeytanlar: Bu filmlerde uyuşturucu madde kullanıcıları bütün kötülüklerin kaynağı olarak sunulur. Onlar birer kötülük timsalidir. Karakter sorunları vardır ve toplum hayatı için tehlike arz etmektedirler. Örnek olarak David Lynch’ın Blue Velvet (1986), Abel Ferrara’nın (1992) Bad Lieutenant filmi verilebilir.

 

Komikler: Bu filmlerde bağımlılar komik kişilerdir. Uyuşturucu kullanımıyla komik durumlar yaşanır. Uyuşturucu soğuk bir nesne olmaktan ziyade bir espri aracıdır. Lou Adler’in Up in Smoke (1978) veya Blake Edwards’ın Arthur (1981) filminde olduğu gibi…

 

Sinema da kafa yapar!

 

Sinema güzeldir. Uyuşturucuyu da sinemada seyretmek güzeldir. Ama ayık kafayla…

 

Başka Psikiyatri ve Düşünce Dergisi, 2010(4):191-195

 
 

Kişisel

Herkes için...

Akademik

web siteleri