ana sayfa

| iletişim | eski ogelk.net |
Ara  
 

 
Ana Sayfa  » Herkes için... » Yaşamla Dans » Hepimiz paranoyağız! Az veya çok şüphe içindeyiz. PAYLAŞ  

Hepimiz paranoyağız! Az veya çok şüphe içindeyiz.

 

Hepimiz paranoyağız! Az veya çok şüphe içindeyiz.

Herkesin takıntıları bir gün paranoyaya dönüşebilir. Yaşanan travmalar paranoya ile seyredebilir. Kötü bir şey olacak hissini şüphe doyurabilir. Açıklayalım…

Paranoyanın sözcük anlamı ”başkalarının bize zarar vereceğine ilişkin gerçekçi olmayan inançlar”dır. Bu inanç, bir algıdan bir eyleme kadar uzanabilir. “Beni sevmiyor mu” inancından “beni aldatıyor” yargısına kadar uzanan, ardından takip etmeye ve hatta her eve geldiğinde karısını soyup aldatma izini aramaya kadar gidebilen bir süreçtir.

Bir paranoyak için şüphe duyduğu inançları onun aşırı değer verdiği düşünceleridir. O konu kişi için aşırı değerlenmiştir. Çevrede olup bitenler, öncelikle aşırı değerlenmiş düşüncelerin süzgecinden geçer. Yani bir tür seçici algı vardır. Kapının önünde oturan “tipsiz” adam onu öldürmeye gelmiş olabilir. Aslında adamcağız arkadaşını bekliyordur. Marketten dönen bir araba onu takip ediyor olabilir. 

Tüm düşünce ve inançlar “olabilir” veya “olabilir mi” ihtimali üzerinden hesaplanır. İhtimaller çok sayıda olduğu için, stres artar. Bilinmezlik korkuyu, korku takıntıyı, takıntı çözümsüzlüğü, çözümsüzlük ise öfkeyi artırır. Öfke ise hatayı…

Takıntı ile paranoya kardeştir. Bir konuya takmadan paranoyak olunmaz. Takmak da zaten bir düşüncenin aşırı değerlenmesidir. Ya sevgilisine takar, ya başörtüsüne veya patronuna. Bu noktadan sonra onlarla ilgili herhangi bir olay paranoyak düşünce sisteminin şalterini açar. Paranoyak düşünce çarkı döndükçe, başı döner, yeni şüpheler yaratır.

Her paranoyak için “güvensizlik” temel duygudur. Kendine ve çevresine güvensizlik paranoyak çarkın zeminidir. Kendisine güvenmediği için herkes ona bir şeyler yapabilir hale gelir. Ona bir şeyler yapabilecek çevresi de güvenilmeyecek bir ortam olarak damgalanır.

Kendisini beğenmiyorsa kişi, karısına güvenmez, onun çevresindeki erkeklere de güvenmez. İş becerisi yetersizse, patrona güvenmez, ona laf yetiştirecek arkadaşlarına da!  Güvensizlik temelli kısır döngü, paranoyak çarkın benzinidir.

Paranoyağın etrafında hep bir şeyler dönüyordur. Bunlar onun tam anlam veremediği şeylerdir. Bu nedenle kapı, telefon dinler. Bunları dinleyerek kendine olan güvenini tazeler. Etrafta dönen şeyler, hep “kötü bir şey olacak hissi” verir. “Kötü bir şeyler olacak hissi” aslında “benim kontrolümde değil”  veya “ben kontrol edemiyorum” kaygısından ibarettir. Domuz gribi de kötü bir şeydir ama bilmediği aşılarda da bir oyun vardır diye düşünür ve kaygılanır kişi…

Bir şeyler kötü gittiğinde stres ve kaygı artar, paranoya artar. Paranoya basit haliyle delilik değil, bir kontrolsüzlük halidir. Kontrol etmek için takip, takibin sürebilmesi içinse paranoya gerekir. Böylece bu döngü hiç bitmez. Telefon, kapı dinlemek, diş fırçalamak gibi bir şeydir artık…

Geçmiş travmalar, paranoyaya yol verir. Geçmişte tacize uğrayanlar, erkeklerin hepsine potansiyel tecavüzcü olarak bakar. Geçmişte darbe yiyenler, her askeri darbeci zanneder. Her polis işkenceci olur. Her başörtülü İslam devrimcisidir!

Paranoyak haksız mıdır? Paranoyak olmanız, haksız olduğunuzu göstermez. Ama paranoyak olduğunuz gerçeğini de değiştirmez. Önemli olan paranoyaya dayanak aldığınız verilerin gerçekliğidir. Uç bir örmek verelim. Geceleri yatak odasının penceresinin açık olmasını karısının her gece pencereden dışarı çıkarak başkasıyla birlikte olduğunun ve kendisini aldattığının bir işareti olarak değerlendiren paranoyağın düşünceleri, “paranoyak”çadır. Karısı belki onu aldatıyor da olabilir. Ama geceleri pencereden kaçarak değil de, akşam eve dönmeden önce!

Paranoyak düşüncelerin öznel olması, bir paranoyak ile nesnel tartışmayı imkansız kılar. “Güneş beni takip ediyor” desem size, güneşin beni takip etmediğini ispat etmekte zorlanırsınız. Öznel duyguları tartışmak beyhudedir.  Bazen siyasette anlaşmazlık da, bu noktadan başlar.

Paranoyak düşüncenin odağı dönemlere göre değişebilir. Korku nesnesi konjonktüre göre biçim alabilir. Cinler, zındıklar, emperyalistler, komünistler, polisler, liboşlar, dinciler, laikler, ulusalcılar, askerler vb. Sayısını artırabiliriz bu korku nesnelerinin.

Bir kalabalık ortamda, kendi yetersizliğinden dolayı yaşadığı kaygıyı birçok insan sosyal fobi olarak nitelendirebilir. Bir kısmı ise kaygısını “orada istenmediği ve dışlandığı“ düşüncesi ile taçlandırabilir. Taçlandırabilir diyorum çünkü böylece kendi yetersizlikleri ile uğraşmak ve bunun olumsuz duygusunu yaşamaktan kurtulur.

Artık sorun ‘ötekiler’dir. Kendisinin ne olduğu değil, başkalarının ne yaptığı odaklı bir düşünce gelişir. Kendini sorgulamaz, başkalarını sorgular pozisyonuna geçer. Paranoyaklar böylece birer megaloman halini alır.

Bir kişinin paranoyak düşüncelere ne kadar inandığı, bu düşüncelerin zihnini ne kadar işgal ettiği, onda ne kadar stres yarattığı ve günlük yaşamını ne kadar etkilediği önemlidir. Dünyaya şüphe ile bakmak entelektüel bir yapıyı gösterebilir. Ama bu spektrumun son noktası ise paranoid bozukluk adını verdiğimiz bir hastalıktır. Spektrumun neresinde olduğumuz, hastalıkla normalliği ayırır.

Paranoya geçmiş deneyimlerden ve muğlak/müphem olaylardan başlar. Buna duygular yön verir. Bunları açıklama biçimi ise paranoyayı şekillendirir. Daha önce sınıf başkanlığı öğretmeni tarafından  elinden alınan ve tekrar sınıf başkanı olan bir öğrenci düşünelim. O gün yaşadığı üzüntü bugün için başkanlığın her an elinden alınacağı kaygısını yaşatır. Eğer geçmişte yaşadığı olayın nedeni olarak arkadaşlarının öğretmenine bazı şeyleri ispiyonladığına inanırsa, yeni dönemde arkadaşlarına şüpheyle yaklaşmaya başlar.

Paranoyak doğulmaz, paranoyak olunur. Kimse paranoyak edilemez, paranoyaklaşır…

Kültegin Ögel

 
 
SON 0 YORUM Yorum Gönder  

Kişisel

Herkes için...

Akademik

web siteleri